Gercek tanri kimdir?"

email:
mektup@incilbg.com

Orijinal Kuran nerede?

Müslümanların kısa cevabı: "Yeryüzünde bulunan her Kuran kopyası orijinaldır, çünkü Muhammed'e nasıl indiyse, en ufak söz ya da harf değişmeden olduğu gibi bugüne kadar muhafaza edildi." Bu sayfada o düşüncenin doğru olup olmadğını araştıracağız.

O amaçla burada Kuran'ın içeriği ve mesajına bakmayacağız, sadece onun yazılı metninin tarihini inceleyeceğiz. Bugünkü halini alana kadar Kuran beş aşamadan geçti ve her aşamada farklı bir biçim aldı:

1. aşama: 'Allahın Kuranı'

İslam alimlerine göre, Kuran ancak 7. yüzyılda Arabistan'da yazılan bir kitap değidir. Kuran'ın aslısı Allahın yanında altın sayfalar üzerinde yazılı imiş:

Şüphesiz o (Kuran), Bizim katımızda Ana Kitap'ta mevcut, yüce ve hikmet dolu bir Kitap'dir. (Kuran - Zuhruf suresi 43:4)

Vakia suresi 56:78 o kitap için 'lehv mahfuz' diyor, yani saklanan tabelalar. Oradan da Allah onu, "insanlara ağır ağır okuman için, bölüm bölüm indirdik ve onu gerektikçe" indirmiş. (Kehr suresi 17:106)

Bu, gerçekten düşündürücü bir iddiadır: demek Kuran'da bahsedilen olayların hiçbiri daha geçmeden önce bile, Allah onu sonsuz levhalara kaydetmiş. Muhammed'in de son peygamber olduğunu söylediğine göre, şu sonuçları çıkarıyoruz:

"Doğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz."
(Kuran - Hicr suresi 15:9)

Kuran da zaten müslümanlara korunacağına dair teminat veriyor. Yukarıdaki ayete bakarak, müslümanlar arasında en yaygın düşünce şudur:

  1. Allah, başmelek Cebrail aracılığyla, 23 yıl içerisinde o gökteki Kuran'ı Muhammed'e ayet ayet 'nüzul etmiş' (indirmiş).
  2. Muhammed Kuran'ı hem kendisi ezberlemiş, hem de hafızlara ezberletmiş.
  3. Muhammed'in ölümünden sonra, hafızlardan ve onların aldığı notlardan yazılı bir Kuran meydana getirilmiş.
  4. Hz. Osman'ın halifesi zamanında o Kuran standartlaştırılmış. O yazılı Kuran Allah katındaki Anakuran'ın arasında en ufak değişiklik bulunmazmış.
  5. Bugünkü Kuranların hepsi Osman'ın Kuranına dayanıp ona en küçük detaylarına kadar benzermiş, aralarında en küçük harf değişikliği bulunmazmış.

Bu tür vahiy anlayışı elyazmalarının arasındaki metin farklılıklarına yer brakmıyor. Eğer Kuran'ın metninin en ufak parçasının küçücük bir değişime uğradığını gösterebilirsek, bütün Kuran'ın geçerliliği suya düşüyor, islamiyet de geçerli, yani semavi, bir dinden çıkmış oluyor.


"Ben dünya şamipionuyum!" diye övünmek çok kolay...

... onu ispatlamak ise
bambaşka bir şey!

Aşağıdaki paragraflarda müslümanların bu Kuran anlayışı doğru olmadığını, yukarıda saydığımız tezlerin tarihe uymadığını göstereceğiz. Ve unutmayalım ki, iddia ile ispat arasında dağlar kadar fark var: "Ben dünya şampionuyum!" diye bağırmak kolay, oysa onu hareketlerle göstermek bambaşka bir konu. "Kuran bugüne kadar en ufak değişime uğramadı" diye iddia etmek kolay; halbuki, en eski müslüman kaynaklarını incelersek bambaşka bir tablo çıkıyor karşımıza.

2. aşama: Muhammed'in Kuranı

Muhammed'in katibi Kuran ayetlerini uyduruyor

Abdullah İbn Abbas şöyle rivayet etti:
Abdullah ibn Abu Sarh, Resulullah (SAV) için yazıcılık yapardı. Şeytan onun ayağını kaydırttı, adam da kafirlere katıldı. Resulullah (SAV) daha Mekke'yi ele geçirdiği gün onun öldürülmesini buyurdu. Halbuki, Osman ibn Affan onun için merhamet diledi; Resulullah (SAV) da onu esirgedi. (Sunan Abu-Davud; Kitap 38, Hadis 4345)

Abdullah ibn Abu Sarh'ın islamiyetten vazgeçmesinin sebebi de şudur: Muhammed ona sözde 'indirilen' ayetleri değiştirmesine izin verdi. Kuran'ın Enam Suresi'nde (6:93) şöyle deniliyor: "Bana vahyolundu, Allah'ın indirdiği gibi ben de indireceğim" diyenden daha zalim kim olabilir?" Kuran'ın büyük tefsircilerinden Al-Beydevi, Anvar al-Tanzil ve Asrar al-Ta'vil adlı kitabında bu sözlerin hangi durumda söylendiğini bildiriyor: Muhammed sözde Allahtan 'ayetler' alırken, onları İbn Sa'd'a dikte ediyordu:

"Bu sözler, Abdallah Ibn Sa'd Ibn Abi Sarh hakkında konuşuyor. O, Resulullah'ın bir katibi idi.
Bir gün, "insanı süzme çamurdan yarattık" diyen ayet indirildi (Müminun 23:12). Daha aşağıda, "Sonra onu başka bir yaratık yaptık" (ayet 23:14) sözlerine erdiler. O zaman Abdallah, insanın yaradılışının ayrıntılarını öğrenince hayran kalıp şöyle haykırdı: "Yaratanların en güzeli olan Allah ne uludur!"
Bunun üzerine peygamber de şöyle karşılık verdi: "Bunu da yaz, çünkü aynen öyle indirildi".
Abdallah şüphe etmeye başladı ve dedi: "Eğer Muhammed gerçekçi ise, o zaman ben de onun kadar Allahtan vahiy alıyorum; ve eğer yalancı ise, o zaman benim söylediklerim onun söylediklerine kadar geçerlidir."

Demek, bugünkü 23:14 numaralı Kuran ayetinde geçen sözler ("Yaratanların en güzeli olan Allah ne uludur!") aslında Muhammed'ın ağzıyla değil, İbn Sad'ın ağzıyla sözde 'indirildi'. Muhammed herhalde onun coşku dolu sözlerini beğenmiş olmalı ki, Kuran'ın içine aldı. Ve islamiyetin vahiy anlayışına göre, Abdallah Ibn Sa'd da peygamber sayılıyor.

Buna benzer olarak, Al İraki'nin Al-Sira adındaki kitapta şöyle yazıyor:

Muhammed'in 42 yazıcısı vardı. Abdallah Ibn Sarh al-'Amiri onlardan biri idi. Daha Mekke'de iken Kureyş halkından olup Muhammed'in en eski katiplerinden idi. Ama sonra islamiyetten döndü.
Şöyle derdi: 'Ben Muhammed'i istediğim gibi kontrol ederdim. O bana "En yüce olan, herşeyi bilen" sözlerini dikte ederdi, ben gene, onu sadece "herşeyi bilen" olarak yazardım. Ondan sonra Muhammed, "Evet, öyle, zaten ikisi aynıdır" derdi.
Bir defasında bana şöyle dedi: "Yaz, filan falan..." Ben gene, sadece "Yaz" diye yazdım; o da "Ne istersen yaz!" diye devam etti.

Bu yazıcı Muhammed'ın yaptıklarını yayınca, o da Kuran'ın içindeki şu ayeti yazdı:

"...Bana vahyolundu, Allah'ın indirdiği gibi ben de indireceğim" diyenden daha zalim kim olabilir?".(Kuran - Enam suresi 6:93)

Onun için Muhammed, Mekke'yi ele geçirdiği günde o yazıcının öldürülmesini buyurdu. O da Osman İbn' Affan'ın yanına kaçtı. Osman onu Muhammed'den uzak tuttu. Halk sakinleşince Osman onu Muhammed'ın yanına getirip ona merhamet etmesini istedi. Muhammed ancak uzun zaman sustuktan sonra buna razı geldi.

Osman dışarı çıkınca Muhammed dedi ki. "Vallahi, bütün bu zaman sustum, öyle ki, sizden biri o köpeğe gidip onun kafasını kessin". Muhammed'e inananlar şaşkınlık içinde kalıp, neden onlara bir işaret vermediğini sordular. Bunun üzerine Muhammed dişlerini gıcırdatıp dişlerin arasından "Bir peygamber sadece işaret vermekle öldürmez." dedi.

Muhammed kendisi ayetler unuttu

Âişe şöyle demiştir: Rasulullah (S) geceleyin bir sure içindeki ayetleri okumakta bulunan bir kimsenin sesini işitti de: "Allah ona merhamet eylesin! And olsun o kimse bana, şu şu surelerden bana unutturulmuş bulunan şu ve şu ayetleri hatırlatmıştır" buyurdu.

Abdullah İbn Mes'ud şöyle dedi: Peygamber (S): "Kuran'ı ezberleyenlerin biri için 'Ben şu ve şu ayetleri unuttum' demesi ne kötü sözdür. Bunun yerine söylenmesi gereken söz 'Unutturuldu' sözüdür" buyurdu (Sahih Buhari - Kuranın faziletleri 61:60 ve 61).

Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. (Kuran - Bakara 2:106).

Eğer islamiyetin kurucusu olan Muhammed'in kendisi ona Allah tarafından vahiy edilen sözleri unutursa, onun sözlerini işitin hafızlar ve katiplerin bütün Kuran sözlerini doğru biçimde kaydetmelerinden ve bugüne kadar hiç bir değişime uğramadan aktarılmasından nasıl emin olabiliriz?

Üstelik, Muhammed kendi hafıza zayıflığını erkek gibi kabul edemiyor, bunu Allaha mal ediyor: "Ben unutmadım, Allah bana unutturdu". Bunun mantığını anlayan varsa bana yazsın: Gökte ezelden beri, yani dünyanın kurulmasından önce var olan, Umm-al-Kitap denilen Ana Kuran dururken, Allah neden sevgili peygamberine o Kuran'da bulunmayan ayetler indirsin ve sonra unuttursun?

Hayır... bu 'tam zamanında inen' Kuran ayetlerinin maksadı gittikçe netleşiyor: onlar Muhammed'i zor ve utanç verici durumlardan kurtarmak amacıyla 'indirildi'.

Kuran ayetleri yok oldu

Âişe (RA) şöyle demiştir:
"Andolsun ki recm etme ayeti ve yetişkin kişiyi on defa emzirme ayeti indi ve andolsun ki bu ayetler tahtımın altındaki bir yaprakta (yazılı) idi. Resulullah (SAV) vefat edip biz O'nun Ölümü ile meşgul olunca, evde beslenen bir koyun (veya keçi odaya) girip o yaprağı yedi."
(Sunen Ibn-Mace - hadis no. 1944)

Evet, doğru okudunuz: bir koyun yada keçi Allahın indirdiği ayeti yok etti. Yani, Muhammed'in ölümüne kadar bu iki ayet Kuran'ın içindeydi... ve sonra yok oldu. Bugün İslam dünyasının en büyük alimlerine sorun, kimse o iki ayeti Kuran'da bulamayacak.

Burada söz konusu olan nedir? Birincisi, recm, yani taşlayarak öldürme cezası. İki evli kişinin zina ettiği zaman bu ceza öngörülüyordu. İlk önce Muhammed onu Tevrat'ta bulunca, Kuran'a da dahil etti. Hadisler, o ayetin Ahzab suresinde yer aldığını söylüyor (Sahih Muslim 17:4194). Bugünlerde o ayet yok oldu, meğerse müslüman şeriatı uygulayan devletlerde zina edenleri taşlarlar (nedense yüzde 80 kadındır. Acaba, tek başına mı zina ediyorlar?)

İkinci konu çok gariptir: kadınların yetişkin bir erkeği emzirmesi. Bir kadın, akrabası olmayan bir erkekle bir yerde kalması gerekiyorsa, ne yapsın? Nasıl ayıplanmaktan kurtulabilir? Kuran'ın Allahı'nın cevabı: memelerini o erkeği sunup onu emzirsin; çünkü öyle yapmakla onun sütannesi olup akrabalık bağı oluşturmuş oluyor ve o erkekle yalnız bir odada kalabilecek.

Hayır, biz onu uydurmadık, o da bir zaman Kuran'ın bir parçasıydı. Hatta, kadın kaç kez emzirmeli diye değişik Kuran ayetleri vardı: önce 10, sonra 5, sonra gene 10. (Sunen İbn-Mace 3:9:1942; Al-Muwatta 30:17)

Birkaç yıl önce Kahire'deki El-Ezher Üniversitesi'nde profesör İzzet Atiya bir fetvada bu uygulamanın bugün için geçerli olduğunu yayınca, bütün Mısır, hatta bütün İslam dünyası çalkalandı. Ama müslümanlar ne yapsınlar ki? Bu kadar büyük rezaleti savunmak zorundalar, çünkü sözde 'son kitap' olan Kuran onu buyuruyor... daha doğrusu buyuruyordu bir vakit, bir keçi o ayeti yiyinceye kadar!

3. aşama: Ebu-Bekir'in kuranı

Muhammed'in ölümüne kadar (632 yılında) yazılı bir Kuran oluşturulamazdı çünkü ayetler 'inmeye' devam etti. En başta Kuran zaten sözlü olarak nakledilecek bir mesajın olduğuna inanılırdı. Kuran'ı ezberlemiş olan hafızlar kuşaktan kuşağa Kuran'ın bütünlüğünü koruyacaktı. Oysa durum kısa zaman içinde değişti...

Zeyd ibn Sabit şöyle demiştir:
Ebu Bekr Yemame'de şehid olanların ölümünü müteakib haber yollayıp beni çağırdı:
- Yemame gününün şiddetli harbinde Kuran hafızlarından birçoğu şehid oldu... bu sebeble de Kuran'dan büyükçe bir kısmın zayi' olup gitmesinden endişe ediyorum. Binaenaleyh ben senin, Kuran'ın kitab halinde toplanmasını emretmeni düşünüyorum, dedi.

Yemame meydan savaşı, Rıdde Savaşları'nın bir parçasıydı. Muhammed'in ölümünden hemen sonra, islamiyeti kabul etmiş olan Arabistan'ın bütün kabileleri birinci halife Ebu-Bekir'e karşı ayaklandılar. Hadislere göre bu meydan savaşında 70 hafız öldü. Ebu-Bekir de daha fazla hafızların öleceğinden korktuğu için Kuran'ın yazılı bir kitap haline getirilimesini buyurdu.

Bizi düşündüren soru şudur: bu hafızlar neden savaşa çıktılar ki? Neden ölüm riskini göze aldılar? Müslüman devletinde asker kıtlığı mı vardı? Hayır, ama Ebu-Bekir'in kullandığı mantığı şuydu: "Madem Allah kendi kitabı olan Kuran'ı koruyacağına söz verdi, o hafızları da koruyacak. Onlar asla savaşta ölmeycekler"

Bu vahim bir yorum hatası idi, ama bize ilk müslümanların Kuran'a aslında nasıl baktıklarına dair bir ders veriyor: Kuran kitap değildir, ama konuşulan sözlerdir. Kuran hafızlardır. O anlayışın ışığında Kuran'ı derlemekle görevlenen Zeyd ibn Sabit'in sözleri anlam kazanıyor:

Ben Umer'e:
- Rasulullah'ın yapmadığı bir işi nasıl yaparsın? dedim. Umer:
- Vallahi bu hayırdır, dedi, ve bana müracaatta devam etti. Nihayet Allah benim göğsümü bu işi için açtı ve ben de Umer'in düşündüğü bu işte onun gibi düşündüm.
Zeyd dedi ki: Bu sözlerden sonra Ebu Bekr, bana hitaben şunları söyledi:
- Sen genç ve akıllı bir erkeksin, biz seni hiçbir kusurla ittiham etmiyoruz. Sen Rasulullah için vahyi yazıyordun. Binaenaleyh sen Kuran'ı tetebbu' et ve onu bir araya topla!

Zeyd buna karşı: Vallahi eğer bana dağlardan bir dağın nakledilmesini teklif etmiş olsalardı, o iş benim üzerime, bana emrettiği bu Kuran'ı toplama işinden daha ağır olmazdı, dedi.
- Sizler, Rasulullah'ın yapmadığı bir işi nasıl yapıyorsunuz?
Ebu Bekr:
- Allah'a yemin ederim ki, bu hayırlı bir iştir, dedi.

Zeyd ibn Sabit neden bu derleme işini üstlenmek istemedi? Onun neresi zor olacaktı? Madem Kuran eksiksiz bir biçimde korundu, herhangi bir hafızı tut, onun bildiklerini kaleme al ve iş hazır. Ne de olsa, bütün hafızların arasında en ufak ihtilaf yoktu. Öyle değil mi?

Oysa Zeyd ibn Sabit çok çabuk fark etti ki, Muhammed'in ölümünden 6 ay sonra bile, hafızların ezberlediği Kuranlar birbirlerinden çok farklıydı; hiç kimse "Ben bütün Kuran'a sahibim" diyemedi."

Ve Ebu Bekr bana müracaatta devam etti. Nihayet Allah, Ebu Bekr'le Umer'in akıllarını yatırdığı ve göğüslerini ferahlandırdığı bu işe, benim de aklımı açtı ve gönlümü ferahlandırdı.
Bunun üzerine ben de Kuran'ın ardına düşüp gereği gibi araştırdım ve onu yazılı bulunduğu hurma dallarından, ince taş levhalardan ve hafızların ezberlerinden topladım...
Neticede toplanan bu sahifeler, ta Allah kendisini vefat ettirinceye kadar Ebu Bekr'in yanında bulundu. Sonra hayatı müddetince Umer'in yanında kaldı. Bundan sonra Umer'in kızı Hafsa'nın yanında kaldı. (Sahih Buhari - Kuran'ın faziletleri 66:8)

Kuran kopyalarının arasındaki farklılıkların ne kadar büyük olduklarını anlamak için hadisleri araştırmalıyız:

İndirilen Kuran ayetlerinin birçoğu Yemame gününde ölenlerin tarafından ezberlenmişti... Oysa hayatta kalanlar o ayetleri bilmezdi. Ve ne Ebubekir, ne Ömer ne de Osman henüz Kuran'ı derlememişti. O ayetler onlaran sonra da hiç kimsede bulunmadı. (Sünen-i Ebu Davud, Kitab al-Masahif, s.23 )

Yani, müslüman hadisler bile Kuran'ın oldukça büyük bir kısmının daha Muhammed'den hemen sonra kaybolduğunu kabul ediyor. Ve ondan sonra yaşayanlar ne kadar da sadık bir biçimde geri kalan parçaları kayıt ettiyseler de, sözümona gökteki Ana Kuran eksiksiz bir biçimde yeryüzüne nakledilmedi, bir daha ortaya çıkmamak üzere yitirildi.

4. aşama: Osman'ın Kuranı

a. Osman'ın zamanında çok farklı Kuranlar vardı

Zeyd ibn Sabit'in Hz. Ebubekir'in zamanında derlediği Kuran kopyası, Ömer'in kızı ve Muhammed'ın altıncı karısı olan Hafsa'nın evinde kaldı. İslam devletinin önderi Ebubekir'in emriyle bir araya getirildiği halde, hiç bir zaman tek geçerli olan Kuran metni statüsünü kazanmadı.

Çünkü Zeyd ibn Sabit ne kadar da Kuran uzmanı olarak saygı gördüyse de, aynı o yıllarda başka Kuran metin derlemeleri yapıldı ve Zeyd ibn Sabit'inkine kadar saygı gördü:

Bu değişik Kuranların arasındaki farklılıklar da hiç küçümsenecek değildi:

b. Osman Kuranı nasıl standartlaştırdı?

Bütün bu metin farklılıkları ve onları içeren nüshalar islamiyetin ilk yıllarında serbestçe yanyana durmalarına izin verildi. Oysa müslüman devleti birkaç yıl içinde arka arkaya yapılan savaşlarla çok hızlı büyümeye başladı ve farklı Kuran metinlerinin bulunması artık islam devletinin birliği için bir tehdit olarak kabul edilmeye başladı.

Onun için 650 yılında, yani Muhammed'in ölümünden 18 yıl sonra, 3. halife Osman bu özgürlüğe son vermeye ve Kuran'ın metnini standartlaştırmaya karar verdi:

Ermenistan fethinde Suriyeliler'le, Azerbeycan fethinde de İraklılar'la birlikte harb eden Huzeyfetu'bnu'I-Yeman, bunların Kuran'ı çeşitli şekillerde okumalarının kendisine verdiği endişe üzerine Usman'm yanına geldi ve ona:
- Ey Müminlerin Emiri, sen, Kuran'ı okumakta Yahudiler'le Hnstiyanlar'ın kendi kitaplarını okumakta uğradıkları ayrılığa benzer bir ihtilafa düşmeden evvel bu ümmete yetiş, bu işin icabına bak, dedi.

Bunun üzerine Osman, Hafsa'ya haber gönderiyor, ondan Ebubekir zamanında yapılan birinci Kuran kopyasını getirtip sonra ona çevireceğine söz veriyor. Hafsa da onu yolluyor.

Usman da Zeyd ibn Sabit, Abdullah ibnu'z-Zubeyr, Said ibnu'l-Âs ve Abdurrahman ibnu'l-Haris ibn Hişam'dan kurulu istinsah (kopyalama) heyetine emir verdi. Onlar da bu asıl nüshadaki sureleri Mushaflara istinsah edip naklettiler...

Kuran'ı birinci olarak yakanlar, islam devletinin önderi Hz. Osman ve onun adamları oldu.

Onlar da işte böyle yaptılar, nihayet sahifeleri Mushaflara istinsah (kopya) edip naklettikleri zaman, Usman asıl sahifeleri tekrar Hafsa'ya iade etti.
Heyet ferdlerinin istinsah ettikleri Mushaflar'dan birer Mushaf'ı da her tarafa gönderdi. Bu gönderdiği (resmi) Mushaflar'ın dışında kalan ve içinde Kuran yazılı bulunan her sahifenin yahud mushafın da yakılmasını emretti.

c. Osman'ın amacı neydi?

Kuran'ı standartlaştırmak için Osman'ın nedenleri siyasi idi. Osman tarafsız ve bilimsel bir kütüphaneci ya da bilim adamı gibi davranmadı. Kuran'ın asıl metni nedir diye sormadı. Onun biricik amacı devletin birliğini sağlamak idi. Kuran'ın içinde ne yazarsa yazsın, fark etmez, yeter ki, tek bir metin olsun. Aktardığımız hadis bunu gösteriyor: "Yahudiler ve Hristiyanlar gibi din konularında ayrılığa düşmeyelim" - Osman'ın motivasyonu oydu.

d. Öbür Kuran sahiplerinin tepkisi nasıl oldu?

Öbür Kuran nüshalarına sahip olanlar Osman'ın buyruğuna karşı çıktılar. Muhammed'in kendisi bizim için en büyük Kuran uzmanlarının kim olduğunu belirtmişti:

"Kuran'ı şu dört kimseden alınız: Abdullah ibn Mesud'dan, Salim'den, Muazibn Cebel'den ve Ubeyy ibn Kab'dan" (Sahih Buhari - Kuranın Faziletleri hadis no. 20)

Demek Muhammed, İbn Mesud'u birinci yere koyuyor: o kadar büyük Kuran ustasıydı ki, Muhammed ondan sık sık kendi huzurunda Kuran'ı okumasını rica etti ve dinledikten sonra duygulanıp ağlamaya başladı (Sahih Buhari - Kuranın Faziletleri hadis no. 72)

En önemli ve güvenilir uzman olduğu halde, Osman onu seçmedi, Zeyd ibn Sabit'i seçti. Onu duyunca ibn Mesud öfkelendi ve bir şeylerden şüphe etmeye başladı:

"Ey İrak halkı! Kuran nüshalarınızı evlerinizde (Osman'dan) saklayın."
(Al-Tirmizi 3105 ve Kitab Al-Tabakat Al-Kabir, cilt 2, s. 444)

"Zeyd'in daha çocukluk kakülleri varken ve arkadaşlarıyla sokakta oynarken, ben Peygamber'in ağzından işittiğim yetmiş sure okurdum!"
(Abu Davud, Kİtap al Masahif, s.14)

İbn Mesud kendi Kuran kopyasını kesinlikle Osman'a teslim etmek istemedi:

"Resulullahın kendi dudaklarından aldığım sözlerini mi terk edeyim? Asla!"
(Abu Davud, Kitap al Masahif, s.166-167)

Ubeyy de doğrudan Peygamberden aldığı Kuran'dan en ufak parçasını terk etmeyi reddetti ve Osman'ın "Allah sende bulunan ekstra ayetlerini iptal etti" bahanesini de (yani nesh ve mensuh kavramı) kabul etmedi. (Sahih Buhari - Kuran Tefsiri, hadis no. 8)

Ama hem ibn-Mesud, hem de Ubeyy ibn-Kab boşuna direndiler. Osman ellerindeki Kuran kopyalarını asker zoruyla aldı, kendisine getirtti ve en sonunda yakarak yok etti!

e. Kuranların yakılmasının önemi nedir?

Burada bir soluk alıp Osman'ın bu hareketini değerlendirelim. Kuran'ı standartlaştırma düşüncesi politik amaçlarla yapılan, çok ustaca düzenlenen bir komplo idi. Artık islamiyet her nereye yayılsa da, insanları "İşte, bunlar gökten gelen sözlerdir. Bu kitap hiç bir değişmeye uğramadan direkt Allahtan size ulaştı" sözleriyle büyüleyebilirdi.

Meğerse bu kocaman bir yalandır. Eğer senin tanrın diri ve gerçek ise, neden ondan gelen kitap nüshalarını yok ediyorsun? Brak, herkes istediği gibi kopya etsin, kimseyi zorlama, kimseyi öldürme. Ve birkaç yüz yıl sonra gene de bütün kopyalar birbirlerine uyarsa, işte o zaman senin tanrın gerçekten bir mucize yapmıştır.

Ama Osman Allahın gücüne güvenmedi, kaba kuvvetle, tehdit ve zorlamayla aslında uyuşmayan metinleri birleştirdi. Ve onu yapmakla kendisinden sonra gelenlerden gerçekleri araştırma fırsatını çaldı. Bugünlerde artık kimse diyemez: "Elimizdeki Kuran Muhammed'e indirilen Kuran'dır". Osman'ın sayesinde bugünkü metnini en eski metinlerle karşılaştıramayız.

Halbuki, Osman'ın Kuran nüshalarını yakmakla bize kocaman bir delil vermiş oluyor: eğer Kuran nüshalarının arasında hiç fark bulunmazsa, neden onları yakıyorsun? Demek elbette farklılıklar vardı da, onun için Osman onları yaktı.

f. Standartlaştırılmış resmi Kuran sancaklara gönderiliyor

Ve son olarak Osman yeni, zorla standartlaştırılmış Kuran metnini tek geçerli ve resmi versyon olarak bütün sancaklara yolladı:

"İstinsah ettikleri Mushaflar'dan birer Mushaf'ı da her tarafa gönderdi."

O zaman Raşidun Emperatorluğunda 12 sancak vardı: Medine, Mekke, Yemen, Kufe (İrak), Basra (İrak), Cezayır, Fars (İran), Azerbeycan, Horasan (İran), Suriye, Mısır, Kuzey Afrika. Ve kopya edilen Kuranlar, en dayanıklı yazı materyaline, parşömen denilen koyun derisinin üzerinde yazıldı.

Soru: o kopyalar bugün nerede? Cevap: bir tanesi bile ortada yok.
İncil'in kopyalarından, 1. yüzyıldan Muhammed'in zamanına kadar 265 tane elyazı varken, nasıl oluyor da, Osman'ın bu resmi Kuran kopyasından bugüne kadar hiç bir iz kalmadı?

Peki, Hafsa'nın evinde duran birinci Kuran kopyasına ne oldu? Onu çıkarıp bugünkü Kuranlarla karşılaştırabilir miyiz?
- Hayır, o da maalesef mümkün değildir.

Hafsa hayat boyunca Osman'ın buyruğuna karşı gitti, beş yıl koruduğu birinci Kuran kopyasını ona teslim etmedi. Osman'dan sonra I. Mervân Medine valisi oldu. O da Hafsa'ya Kuran kopyasını teslim etmesini buyurdu; Hafsa ise ona da boyun eğmedi. Oysa Hafsa'nın ölümünden sonra durum değişti. Daha Hafsa'nın cenazesinden dönerken Mervan, Hafsa'nın kardeşi Abdullah'a, o Kuran kopyasını hemen teslim etmesi için kesin emir verdi. Onun arkasından Mervan, Ebubekir'in derlediği ilk Kuranın yırtılıp imha edilmesini buyurdu.

"Onu ancak tek amaçla yaptım: zamanla şüphe eden birisi gelip o Kuran kopyası hakkında şüpheler yaymasın" (İbn-Hacer, Fath al-Bari).

Hangi güç, islam devletinin önderlerini hep daha eski Kuran kopyalarını yok ettirdi? Cevap: korku - islam ümmetti 'değişmemiş Kuran' masalından işkillenmesin, gerçekleri öğrenmesin. Osman'ın Kuranı ile daha önce toplanan Ebubekir'in Kuranı'nın arasında çok sayıda ciddi farklılıklar vardı. Yukarıda okuduğumuz sözler onu ispatlıyor!

5. aşama: bugünkü Kuran

Osman, Kuranı standartlaşma işinde oldukça başarılıydı. 650 yılından sonra artık her Kuran aynı sureleri aynı sıralamayla içeriyordu. Oysa zamanla gene farklılıklar ortaya çıktı. Onlar Kuran'ın ana öğretilerini değiştirecek kadar büyük değilseler de, gene sözde Allah katından yeryüzüne eksiksiz indirilen bir kitabın içinde olmamalı.

a. Haccac bin Yusuf es-Sekafi Kuran ayetlerini değiştiriyor

Haccac 685 yılında İrak ve Hicaz valisi oldu. Arapça uzmanı olduğu için, bazı Kuran ayetlerini düzeltmeye koyuldu. Yaptığı onlarca değişikiklerden ancak birkaç tanesini sıralayalım:

  1. Yunus suresi 10:22 ayetinde 'yanşorokom' (anlamı: 'sizi yayıyor') sözünü değiştirip 'yusayerokom' yazdı (anlamı: 'devam etmenizi sağlıyor')
  2. Şu'ara 26:116 ayetinde 'Al-Muhracin' ('kovulan') sözünü 'Al-Marcumin' ('taşlanarak öldürülenler') olarak değiştirdi.
  3. Şu'ara 26:167 ayetinde 'al-Marcumin' ('taşlanması gerekenler') sözünü 'al-Muhracin' ('kesinlikle kovulacak olanlar') olarak değiştirdi
  4. Muhammed suresi, ayet 47:15^te 'Yasen' sözünü, kötü Arapça olduğu için, 'Asen' ('kirlenmemiş') sözüyle değiştirdi
  5. Hadid suresinde, ayet 57:7'de 'Allahtan korkmuş olan' anlamına gelen 'vataku' kelimesini 've-anfaku' olarak değiştirdi, o da 'hayırlı işlerde harcanmak' demektir.

Evet, bütün bu değişiklikler, ki onun dışında birçoğu daha var, Osman'ın 'son' derlemesinden sonra yapıldı.

b. Değişik kıraatlar

Bazı hadislere göre, Kuran yedi farklı 'kıraat', yani okuma stili ile 'indirildi'. Muhammed'in ölümünden aşağı yukarı 100 yıl sonra yedi meşhur Kuran uzmanı ortaya çıkıp her birer farklı okuma yöntemiyle Kuran'ı okurdular. Bugünkü Kuranlar o farklı kıraatlara dayanıyor.

Bugünkü Kuran metni ancak 1924 senesinde Kahire'deki El-Ezher Üniversitesi tarafından çıkarıldı. Fakat ondan sonra bile gözden geçirilip yeniden basıldı ve bugüne kadar zaman zaman güncelleştiriliyor.

Bugünlerde yaklaşık 26 Kuran türü var. - Yanlış anlaşılmasın: bunlar değişik dillere kuran tercümeleri değil; bunlar hepsi farklı Arapça 'orijinal' Kuranlardır. - Aralarındaki farklılıklar çok büyük değilse de, gene de 'Allah katından indirilen Kuran' teorisini çürütüyorlar. Bugünlerde en yaygın ve popüler olan Kuran türleri Hafs ve Varş denilen türlerdir. Hafs bütün dünyada kullanılan 'standart' Kuran'dır, Varş ise, Kuzey Afrika devletlerinde ve Sudan'da popülerdir.

Aralarındaki farklılıklar sadece lehçe (diyalekt) ya da telaffuz farklılıkları değildir, ama eklenen harfler ve sözler içeriyor. Bu konuda daha fazla araştırma yapmak isteyenler, şu sayfadan değişik Kuran versyonları indirebilir: http://www.quranflash.com/home?en

Hafs ve Varş Kuranlarının arasında en büyük fark ise, Besmele ile ilgilidir. 9. sure hariç bütün surelerin başında "Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahim" (yani: 'Bağışlayıcı ve lütüfkar Allahın adıyla') yazılıyor. Bu sözler asıl Kuranın bir parçası mı, yoksa sonradan surelerin başını göstermek için insanların eklediği sözler mi? İmam Hafs'a göre Kuran'ın parçalarıdır (yani Allahın indirdiği sözlerdir). İmam Varş ise Besmeleleri insanın eklediği sözleri sayıyor. Demek Hafs'ın Kuranı'nda 113 ayet fazla bulunuyor.

Sadece Hafs ile Varş Kuran versyonlarının arasında yaklaşık 4.000 tane fark var. Ve işin ilginç tarafı, müslümanlar o farklılıkları önemsiz sayıp hafife alıyorlar. Sağdaki resimde gösteren altı ciltlik kitap serisinin adı: "Mucam al-kıraat al-Kuraniye, ma'a makadime fi kıraat ve aşhar al-kıraat". Çok detaylı bir biçimde her Kuran ayeti için bugünkü Kuran versyonlarında ne farklılıklar bulunuyor diye kaydediyor. Sonuç: hemen hemen bütün Kuran ayetlerinin farklı versyonları mevcuttur.

Bütün bu gerçeklere bakarak, düşünen bir insan, "Kuran gökten indiği gibi, bugüne kadar aynı kaldı" düşüncesini nasıl kabul edebilir? Ama o iddia zaten araştırmaya ve mantığa dayanmıyor, bir propaganda sloganı olarak müslümanlar tarafından gece gündüz tekrarlanıyor. Bu sayfada sunduğumuz bilgiler, sıradan müslümanlardan saklanıyor. İslamiyetin ilk yüzyıllarında Kuran'ın, her eski kitap gibi, zamanla değişmeye uğradığını problemsiz kabul ederdiler.

Zaman geldi, bugünkü hocalar da herkesin Kuran metinlerini araştırmasına izin versinler. Neden en eski Kuran nüshalarını yaymıyorlar? Korktukları nedir? İşte, onu bir sonraki sayfada araştıracağız...


Sayfanın başına dön Sonraki konu