Kadinlarin durumu

Önsöz:

Gerçekçi olmak

1.Soru: 'Allah' gerçek tanrı mıdır?

Gerçek Tanrı kimdir?

Gerçek Tanrının adı

Allahı tanıyabilir miyiz?

El kesme cezası

Putperestlik nedir?

İslamiyette putperestlik

Kabe 'Allahın evi' midir?

Kıble ve Yarovam'ın günahı

Kadınların durumu

2.Soru: Muhammed peygamber midir?

Peygamberin işi nedir?

Muhammed'in lanetli soyu

Muhammedin mucizeleri?

Muhammed ve tarih

Kuran mucize midir?

Muhammedin evlilik hayatı

Muhammed ve kötü ruhlar

Şeytani ayetler

Muhammed ve putperestlik

Muhammed ve kılıç

Peygamberlerin mührü

Muhammed'in insan korkusu

Keyfi ayetler ve Um-al-Kitap

Muhammed'in ölümü

3.Soru: Kuran Allahın sözü müdür?

Kuran nasıl yazıldı?

Yemen'de bulunan Kuran

Nesih ve mensuh

Kuran ve Hadisler

Kuran ve Kutsal Kitap

Özel konular

Barnabas İncili nedir?

Musa gibi peygamber

Bir Allah mı, üç tane mi?

Allahın Oğlu olabilir mi?

Peygamberler galerisi

Son peygamber kim?

I. Kadınların durumu

- Gerçek Tanrı kadınlara nasıl bakıyor?

Bir yandan Kuran'ı, öbür yandan Tevrat, Zebur ve İncil'i karşılaştırmış olursak, bunların aynı tanrıdan gelmediğini başka önemli meseleden de anlayacağız: gerçek Tanrı kadın ile erkeğin arasında ayrım yapıyor mu, yoksa onlara aynı gözüyle mi bakıyor?

a. Tevrat, Zebur ve İncil'de kadının yeri

İbrahim'in tanrısı insanın yaratılışını anlatırken, şöyle konuşuyor:

Adem ile HavvaAdem bütün evcil ve yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara ad koydu. Ama kendisi için uygun bir yardımcı bulunmadı. RAB Tanrı Adem'e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Adem'den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem'e getirdi. Adem, - "İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir" dedi, "Ona 'Kadın' denilecek, çünkü o adamdan alındı." Bu nedenle adam anasını babasını bırakıp karısına bağlanacak ve ikisi tek beden olacak. (Tevrat - Yaratılış 2:20-24)

Onyedinci yüzyıldan kalma bir Tevrat tefsirinde, bu Adem'in kaburgasından yaratılma olayının anlamı çok güzel dile getiriliyor. Tanrı, kadını yaratmak için, neden öyle bir yol seçti?

Kadın, Adem'in ayağından yaratılmadı ki, ondan aşağı olsun; onun kafasından da yaratılmadı, ondan üstün olsun; ama onun yan tarafından, yüreğine yakın bir yerden yaratıldı, ona eşit olsun diye. Onun kral olduğu yerde, o kraliçe olsun. O yüzden Tanrı, erkek ve kadın ikisinin hakkında dedi: "Denizin balıkları, gökün kuşları ve yeryüzünde hareket eden her hayvan üzerine egemenlik sürsünler" (Tevrat - Yaratılış 2:) Bu sözlerle, Tanrı onların yetkisini eşit kılıyor, bütün hayvanları da ikisinden de aşağı kılıyor. (Rahel Şpeht, A Mouzell for Melastomus, 1617)

Tanrı'nın kadın ve erkek için hazırladığı planı buydu. Adem ve Havva günaha düşünce, Tanrı onlara hem de onları aldatmış olan yılana birer ceza verdi. Kadına da şöyle konuştu:

"Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, seni o yönetecek." (Tevrat - Yaratılış 3:16)

Artık erkek, iki eşit kişinin arasında 'yönetici', yani önder olacaktı. Tevrat, Zebur ve İncil'in öğretişine göre, erkek-kadın ilişkisi, baş-beden ilişkisine benziyor. Nasıl insanda beden başsız yaşayamazsa, baş da bedensiz yaşayamaz. İncil bu bağlantıyı şöyle anlatıyor:

Gene de Rab'de erkek kadınsız bir şey değildir, ne de kadın erkeksiz bir şey değildir. Çünkü nasıl kadın erkekten meydana geldiyse, aynı öyle erkek de kadından dünyaya geliyor. (İncil - 1.Korintliler 11:11-12)

Tevrat, Zebur ve İncil'in tanrısı, evlilik içinde, kocanın önder olmasını istiyor, ama öbür konularda kadın ve erkeğin aynı derecede olduğunu söylüyor. Kutsal Kitab'ın (Tevrat, Zebur ve İncil'in) tanrısı, kadınlara ne kadar büyük önem verdiğini biraz anlamak için o kitaplarda geçen kadınların durumuna bakalım ve Kuran'ın tutumuyla karşılaştıralım:

  • Kutsal Kitap'ta tam 129 kadın adlı adınca geçiyor, ve hayatlarından bir parça anlatılıyor. (Kuran'da ise sadece tek bir kadının adı geçiyor, o da İsa'nın anası Meryem'dir). Bunun dışında Kutsal Kitap'ta 61 adı geçmeyen kadının hayatlarından olaylar anlatılıyor.
  • Kutsal Kitap'ta kadınlar Allah halkının önderleri ve kraliçeleri olurdu: Debora, Ataliya, Ester - bu Muhammed'in altında düşünülmezdir.
  • Kutsal Kitap'ta kimi kadınlar peygamberlik görevini yaptı: Miryam, Hulda, Anna, Filipus'un dört kızı - islamiyette peygambelik görevi sadece erkeklere mahsustur.
  • İncil'de en önemli olay İsa Mesih'in üçüncü günde mezardan dirilmesidir. Bu olayın ilk şahitleri hepsi kadın idi (Mecdelli Meryem, Klopas v.b.). İncil, kadının şahitliğini sayarken, Kuran'da kadının şahitliği kabul edilmiyor.
Halkının kurtarıcısı Debora
Kadın peygamber Anna

 
İncil'de karı-koca ilişkisi konusunda şöyle konuşuyor:

Mesihten korkup birbirinizi sesleyin!
Ey karılar! Rabbi nasıl sesliyorsunuz, kocalarınızı da aynı öyle sesleyin. Çünkü erkek karısının başıdır; aynı nasıl Mesih de kilisenin başıdır. O kendisi bedenin kurtarıcısıdır. Ve kilise Mesihi nasıl seslerse, karılar da kocalarını her meselede öyle seslesinler.
Ey kocalar! Mesih kiliseyi sevdi ve onun için kendi canını verdi. Siz de karılarınızı tıpkı öyle sevin! (İncil - Efesliler 5:21-29)
Ey kocalar! Karılarınızı sevin; onlara sert davranmayın. (İncil - Koloseliler 3:19)

Aynı onun gibi, siz kocalar karılarınızla birlikte otururken anlayışlı olun. Çünkü kadınların bedeni daha zayıftır. Hem de sizinle birlikte aynı mirası, hani Allahın bahşişi olan yaşamı paylaşacaklar. Ona göre onlara saygı gösterin. Öyle ki, dualarınıza engel çıkmasın. (İncil - 1.Petrus 3:7)

Demek, kadın itaat etmeye, erkek de karısını SEVMEYE mecburdur.

b. Kuran'ın tanrısı kadınlara nasıl bakıyor?

İbrahim'in tanrısı kadın ile erkeğin eşit olduğunu söylerken, Kuran'ın tanrısı kadınlara başka gözle bakıyor:

(1) Kadınlar akıl ve dinden yana eksiktir

Muhammed bir gün birkaç kadına konuşurken dedi:

"Akıl ve dinden yana sizden daha eksik kişiler henüz görmedim. Hazimli, anlayışlı bir adam sizler tarafından çelinebilir". Kadınlar şöyle sordu: "Ey Resulullah! Aklımız ve dinimizdeki eksiklik nedir?" O da cevap verip dedi: "İki kadının şahitliği, bir erkeğin şahitliği kadar değil mi?" Ona, "Evet", diye cevap verdiler. "İşte, akıl eksikliğinizdendir bu!" ... "Kadın aybaşını görürüken ne namaz kılabilir, ne de oruç tutabilir; öyle değil mi?" Kadınlar gene 'Evet' cevabını verdiler. "İşte, bu da dininizin eksikliğinizdendir!' (Sahih Buhari - Cilt 1, hadis 301 ve cilt 3, kitap 48, hadis 826)

Müslüman kanunlarına göre, Kuran'ın 'Allah'ı kadınların haklarını kısıtlıyor: davalarda onların şahitliği sadece erkeğinkinin yarısı kadarmış ve kanama görürken, namaz yapmaları yasakmış. Muhammed'in açıklamasına göre bu kısıtlamalar kadının eksikliklerinden geliyor. Yani, Allah onların zaten akılsız olduklarını ve tam dindar olamadıklarını görmüş de, bu kuralları öylece vermiş. Bu, Muhammed'in zamanıyla ilgili bir buyruk değil, ama dünyanın sonuna kadar geçerli olan bir kuraldır, kadının yapılışında bir zayıflık varmış.

Hadi Sabzevari, bugünlerde saygınlık kazanmış bir İranlı müslüman yazar, 'Sadr al-Mote'alihin' üzerine yazmış olduğu tefsirinde şöyle yazıyor:

Sadrettin Şirazi kadınları hayvan kategorisine koyuyor. Bu söz kadınların, akıl ve incelikleri anlamak konusunda eksik oldukları ve bu dünyanın süslerine çok fazla düşkün olduklarından kaynaklanıyor. Ve böylece, haklı olarak dilsiz hayvanların (arapçası: al-hayvanti al-sa'mita) arasındadırlar. Onların asıl tabiyeti, hayvan tabiyetidir, fakat onlara insan benzerliği verildi, öyle ki, erkekler onlarla konuşmaya ya da cinsel ilişkide bulunmaya mecbur kalırken iğrenmesinler. O yüzdendir ki, mükemmel şeriatımız çoğu konularda (boşanma v.s.) erkeşin tarafını tutup ona üstünlük sağlıyor. (Abdülkerim Soruş, "Farbehtar az ideoloji", Sera't, Tehran, 1373 Hicri)

(2) Kadınlar nankördür

Muhammed'in dediğine göre...

Kadınlar kocalarına karşı nankörlük yapıp onların yaptıkları iyiliklerine hiç kanaat getirmiyorlar. Bir kadına hayat boyunca iyilik yapmış olursan bile, sonra sende beğenmediği herhangi bir şey görsün, "Senden hiç bir zaman hayır görmedim" diyecek. (Sahih Buhari - cilt 1, kitap 2, hadis 28)

Elbette nankör, kocasının yaptıklarına minnettar olmayan kadınlar vardır - ama bütün kadınlar da mı öyle? Bu, kadınlara hakaret değil midir?

(3) Kadın bir oyuncaktır

Müslümanlara göre, yukarıda saydığımız eksikliklerin yüzünden, kadın ne günlük konularda, ne de din konularında erkeğe uygun bir eş olamayacak, onunla akıllı bir konuşma sürdürmeyecek.

Hz. Ömer (ikici halife), bir gün konuşurken, karısı onun sözünü kesti. O da ona şöyle cevap verdi:

"Sen bir oyuncaksın; sana ihityacımız oldu mu, seni çağıracağız". (Abu Bakr Ahmad Ibn 'Abd Allah Ibn Mousa Al-Kanadi, "Al-Musanaf" who lived 557H., cilt 1 bölüm 2, s. 263)

Başka bir halife olan 'Emru Bin al-'Aas da aynısını dedi:

Kadınlar oyuncaktır. Onun için kendinize seçin. (Kanz-el-'Ummal, kitap 21, hadis 919)

Bu fikir, sadece Amru Bin al-Aas ve Ömer'in fikirleri değildi, Muhammed'in kendisi bile aynısını demişti:

Kadın bir oyuncaktır: kim onu alırsa ona dikkat etsin (ya da: "Onu kaybetmesin") (Tuffaha, Ahmet Zeki, "Al-Mar'ah wal- Islam", Dar al-Kitab al-Lubnani, Beirut, birinci baskı, 1985, s. 180)

(4) Kadın 'avrattır'

'Avrat' sözü, İslamiyet Ansiklopedyası'na göre "özellikle kadınlar için kullanılan, dış cinsel organları, yani "kadının ayıbı" demektir.

Ali, Resullullah'ın şöyle konuştuğunu rivayet etti: "Kadının on tane avratı vardır. Evlenince kocası onun bir tanesini örtüyor. Ölünce de, mezar on tanesini örtüyor". (Kanz-el-'Ummal, cilt 22, hadis 858)

Kadını sadece 'ayıp' olarak gören Muhammed, onun yalnız on tane 'avrat'a sahip olduğunu söylemiyor, kadının kendisi de tek bir 'avrat', yani ayıp br şey imiş.

Kadın avrattır. (Evden) dışarı çıkınca, Şeytan onu bekliyor. (Gazali, "İhy'a 'Ulum ed-Din", Dar al-Kutub al-'Elmeyah, Beyrut, Cilt II, Kitab Adab al-Nikah, s. 65)

Afganlı kadınlarBu korku nereden geliyor? Bir kadının evinden çıkmasından korkan tanrı, nasıl bir psikolojiye sahip? Muhammed'in birinci karısı Hatice zengin bir tüccar kadını iken, müşteriler ve hammallarla konuşurken, Şeytan mı onu karşıladı? 'Kadınlar örtünsünler' diyen ayet (Kuran - Nur suresi 24:31), neden o kadar geç sözde 'indirildi'? Bunun sebebini, bu surenin başında okuyoruz:

İffetli kadınlara zina isnat edip de, sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; ebediyen onların şahidliğini kabul etmeyin... (Peygamber'in eşi hakkında) o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur.... Ey inananlar! Evlerinizden başka evlere, izin almadan, seslenip sahiplerine selam vermeden girmeyiniz.(Kuran - Nur suresi 24:4,11,26)

Burada başörtü takmanın asıl sebebini öğreniyoruz. Muhammed'in karısı Ayşe hakkında 'zina etti diye' yalan yere suçlayanlar oldu. Muhammed onlara karşı gökten Allahın cezasını indiriyor. Ve aynı zamanda, aynı olay tekrarlanmasın diye, kadınların örtünmelerini ve hep evde kalmalarını buyuruyor. Herşeyi bilen tanrı, bu ayeti daha önce indirmekle bu suçlamaları önleyemez miydi? Muhammed'in hangi karısı daha büyük tehlikelerle başbaşa kaldı, kimin örtünmesi daha önemliydi: hep onun evinde kalan Ayşe mi, yoksa ticaret yapan Hatice mi?

İslamiyete göre, erkekle kadın arasında tek bir ilişki mümkündür, o da şehvettir. Muhammed'in dediği gibi:

"Kadın ve erkek bir yerde başbaşa kalınca, onların yanında üçüncü bir kişi var, o da Şeytandır.'

Kadın sanki sadece erkeğin cinsel istekleri için yaratılmıştır. Bir erkeğin kadınla akıllı bir konuşma yapması, hele hele ondan bir şey öğrenmesi, müslümanlar için düşünülmez bir olaydır. Müslümanlara göre kadın zaten din bakımından eksik sayılıyor, onun için erkekle kadının birlik içinde Allah yolunda çalışmaları mümkün değildir.

Şimdi de onu İncil'de gördüğümüz durumla karşılaştıralım. İsa Mesih imanlılarının arasında kadın erkek ayrımı yoktur:

Ne erkek var, ne de dişi var - çünkü hepiniz Mesih İsa'da birsiniz. (İncil - Galatyalılar 4:28)

Müslümanlıkta "avrat", yani ayıp bir cinsel organ olarak görülen kadın, İncil'de Allah vergisinin "ortak mirasçısı" olarak geçiyor. Ona uygun olarak, biri erkek, biri dişi, iki Mesih imanlısı bir araya gelince, "onların arasına Şeytan girecek" korkusu yoktur, Rabbin işini düşünmek vardır. İsa Mesih'in büyük elçisi Pavlus iki kadın hakkında söylediğine dikkat edelim:

Evodiya ve Sintihe'ye ... benimle, Klement'le ve başka iş arkadaşlarımla birlikte 'iyi haber'de işlediler. Adları yaşam kitabında yazılıdır. (İncil - Filipililer 4:2-3)

Demek, o iki kadın Pavlus'un yanında, onunla beraber İsa'nın iyi haberinin yayılması için çalıştılar. Onun iş arkadaşları idiler. Öte yandan, kadına 'avrat' gözüyle bakmak, onu bir seks kölesi durumuna indirmek demektir. Türkiye'nin köylerinde bugüne kadar kadınlar için kullanılan bu söz, birtakım geri kafalı cahilin görüşlerine değil, ama Muhammed'in sözlerine dayanıyor.

(5) Kadın 'fitne' ve 'fesat'tır

Muhammed kadınlara şöyle baktı:

Üsâme b. Zeyd b. Hârise şöyle rivayet etti: Peygamber dedi ki: "Benden sonra erkeklere kadınlardan daha zararlı fitne ve fesad olarak hiç bir şey bırakmadım" (Sahih Buhari, cilt 7, kitap 62, hadis 33)

'Fitne' sözü, karıştırıcı ve problem yaratan, 'fesat' sözü de, 'kötülük' demektir. Demek, Muhammed'e göre, kadınlar erkekler için birer günah kaynağıdır. Onlar olmazsa, erkekler neredeyse hepsi suçsuz ve günahsız olacak.

(6) Kadın kaburga kemiği gibidir

Hadislerde, kadının karakteri, bir kaburgaya benzetiliyor; yani, onda eğrilik var. En büyük Hadisçi Buhari'de Muhammed'in şu sözünü okuyoruz:

Kadın bir kaburga kemiği gibidir: onu düzeltmeye kalkarsan kırılacak. Onun için kadından faydalanmak istersen, içinde henüz biraz eğrilik varken ondan faydalan. (Sahih Buhari, cilt 7, kitap 62, hadis 113)

Ve bir sonraki hadiste Muhammed bu eğri karakterin nereden geldiğini de söylüyor: "çünkü Allah kadını Adem'in kaburga kemiğinden yarattı" diye. Demek, kadınların bu kötü huyluluğu, bu karakter bozukluğu kabul edilmesi gereken bir şey, onu değiştirmek mümkün değilmiş. Erkek, bunu kabul edip hesaba kaymak zorunda. Böyle düşünen sadece 'sokaktaki adamlar' değil, en büyük müslüman filozof ve düşünür olan Al-Gazzali bile aynı sonuca varıyor:

Kadının dizginlerini, azıcık da olsa, gevşettin mi, seni kapıp deli gibi kaçacak. Onun gemini azıcık indirdin mi, seni istediği gibi oynatacak ... Kadınların aldatıcılığı korkunçtur, kötülüğü bulaşıcıdır; onların en büyük özellikleri kötü huyluluk ve akıl zayıflığıdır ... Muhammed dedi ki, "Kadınların arasında erdemli bir kadın, yüz karganın içinde kırmızı gagalı bir karga gibidir". (Ghazali, "Ihy'a 'Ulum ed-Din", Dar al-Kutub al-'Elmeyah, Beyrut, Cilt II, Kitab Adab al-Nikah, s. 51)

Bütün bu eksikliklerine karşın, Al-Gazali gene de kadınlarda kimi iyi tarafları buluyor:

Bir adamın karısı ondan korkuyor, o gene karısından korkmuyor. Kocasından yumuşak bir söz kadını mutlu ediyor, ama kadının hiç bir sözü kocasının gözünde önem taşımaz. Başka kadınlarının yanında yer almasına dayanmaya mecbur kalan kadınıdır. Kocası hastalanırken telaşa düşen kadındır. Fakat erkek, karısının ölümünden bile etkilenmiyor. (Al-Gazali, "Nasihat al-Muluk" - Yasin Esid, "A critique of the origins of Islamic economic thought", E.J. Brill, Leiden, New York, Köln, 1995, s.205'te aktarılıyor)

Elbette bütün müslümanlar öyle düşünmüyor. Ama Muhammed'in sözlerine dayanan bir kişi kolay kolay öyle düşüncelere itilmeyecek mi? Yukarıdaki hadisleri okuyan bir erkek, kendini doğru ve kadınları her şey için suçlu saymayacak mı? Ama bu duygu nereden geliyor? Bu ses kimin sesi?

İlk erkek olan Adem'in karısı Havva, ilk olarak yasak edilen meyvadan tattı, sonra kocasına verdi. Ama gene de onda 'hayır' deme fırsatı vardı, karısı ona o meyvayı zorla yedirmedi. Fakat Tanrı her ikisinden hesap sorarken, Adem'den şöyle bir cevap veriyor:

RAB Tanrı, ... sordu: "Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?" Adem, "Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim" diye yanıtladı. (Tevrat - Yaratılış 3:11-12)

Demek, Adem "Evet, yedim" diyeceğine, hemen suçu karısına atıyor: "Tamam, ben yedim, ama O BANA VERDİ!" Sanki, başkasını suçlamakla kendi suçunu indirmeye bakıyor, kendine bahane arıyor. Bu belki normal bir insan refleksi olabilir, fakat buna izin vermek, bunu desteklemek bir peygambere yakışmaz. İncil'de insan bu tür denemelere karşı nasıl düşünmesi gerektiğini görüyoruz:

O zaman, kişi denendi mi, hiç kimse demesin 'Allah tarafından deneniyorum'. Hayır, herkesin kendi isteği onu çelip kandırıyor ve o zaman kişi deneniyor. Ondan sonra istek gebe kalıp günahı doğuruyor. Günah da tamamlanınca, ölümü doğuruyor. (İncil - Yakup 1:13-15)

Demek, Kuran'ın tanrısı erkeğin zayıflıkları için kadını suçluyor, İbrahim'in tanrısı gene, erkeğin kendisini sorumlu tutuyor.

(7) Kadın, erkeğin ibadetini geçersiz kılıyor

Muhammed'in sözüne göre, ibadet eden bir müslümanın namazını geçersiz kılan üç şey var:

Ayşe şöyle rivayet etti: Namazı bozan üç şey bana (peygamber tarafından) anlatıldı: köpek, eşek ve kadın. Ben de (peygambere) dedim: "Sen bizi (kadınları) eşeklere ve köpeklerle bir tutuyorsun" (Sahih Buhari - cilt 1, kitap 9, hadis 493)

c. Kuran'ın tanrısı, erkeklere ne haklar veriyor?

Burada anlatmak istediğimiz bazı din ve kanun konuları değil. Saydığımız örnekler okuyucuya tek bir fikir vermek amacıyla veriliyor: Kuran'da karşılaştığımız tanrı, Kutsal Kitap'ta karşılaştığımız tanrı gibi değildir, bambaşka özelliklere sahiptir. Kadın ve erkek arasında ayrım yapılıyor mu, yapılmıyor mu? Evlilik basit bir alışveriş meselesi mi, yoksa kutsal bir birlik mi? Bu konularda birbirlerinden çok farklı cevaplar görünce, bunların aynı tanrıdan gelmediğini anlıyoruz.

(1) Erkeğin cinsel isteklerine anında karşılanmalı

Muhammed'e göre, karı-koca ilişkisinin en önemli tarafı, erkeğin isteklerinin her an karşılık verilmesidir. O cinsel istek bütün başka ihtiyaçlardan daha üstün sayılıyor, mutfakta yemekler yansa bile...

Resulullah dedi ki: "Erkek kendi ihtiyaçlarını karşılamak için karısını çağırdığı zaman, kadın ona gitsin, fırında çalışmakta ise bile" (Mişkat ül-Misabih, kitap 1, "Karı kocanın sorumlulukları" adlı bölüm, hadis 61)

Resulullah dedi ki: "Erkek karısını yatağı çağırırsa, o da ona razı gelmezse, ve erkek geceyi böylece kötü duygularla geçirirse, o vakit, melekler kadını sabah kalkana kadar lanet ediyorlar". (Mişkat ül-Misabih, hadis 54; Buhari, cilt 7, hadis 121)

(2) Kadının cennete girmesi, kocasına itaat etmesine bağlı

Bir müslüman kadın, kocasına boyun eğmediği zaman, onun bütün ibadeti ve Allaha itaat etmesi boşa gidiyor. Kocasına boyun eğmemesi şeriata karşı gelmek demektir. Öte yandan, kocasına itaat etmek, cennete girmenin anahtarı imiş:

Üç tür insan var ki, ne namazları kabul olunacak, ne de sevapları yukarıda anılacak: efendisinden kaçıp ona dönmeyen köle, kocası ondan memnun kalmayan kadın ve ayılana kadar sarhoş kişi. (As-Suyuti, Nisa 4:34 üzerine tefsir; Mişkat ül-Misabih, cilt I, bölüm 2, hadis 74)

Kocası ondan memnun kalmış olarak ölen her kadın, cennete girecek. (Mişkat ül-Misabih, cilt I, "Karı-kocanın görevleri" adlı bölüm, bölüm 2, hadis 60)

Resulullah bir kere bir kadına dedi ki: "Kocana nasıl davrandığına dikkat et, çünkü senin cennetin odur, cehennemin de odur". (As-Suyuti, Nisa 4:34 üzerine tefsir, ve Kanz-el-Ümmel, cilt 22, hadis 868)

Bütün bu şartlar tek taraflıdır, yani, kadının cennete girmesi, onun kocasına nasıl davrandığına bağlıdır. Öbür tarafta erkek, karısına istediği gibi davransın, onun cennete girip girmemesi ondan etkilenmeyecek.

(3) Müslümanlıkta erkeğin durumu, Allahın durumuna benziyor

Madem Kuran'ın tanrısına göre, kadının cenneti de, cehennemi de kocasıdır, onun durumu neredeyse Allahın durumudur. Kadın ona tapınmaya yakın duygularla yaklaşmalı. Muhammed'in söylediğine göre, az kalsın, kadın kocasına tapmak zorunda kalacaktı:

"Eğer herhangi insana, başka insanın önünde secde etmesini buyurmuş olsaydım, kadınlara buyuracaktım, kocalarının önünde secdeye varsınlar. Bunun sebebi de şudur ki, Allah erkeklere kadınların üzerine bunca haklar verdi." (Mişkat ül-Misabih, cilt I, "Karı-kocanın görevleri" adlı bölüm, hadis 70)

Böyle bir 'küçük Allah'a kadının verebileceği en büyük fedakarlık, en büyük kurban bile yetersiz kalacak. Bu, sadece Orta Çağ'da yaşamış olan birtakım geri kafalı din adamlarının düşünceleri değil. Bugünlerde bile böyle fikirlerde bulunanlar var. 1985 senesinde çıkan bir kitapta Zeki Tuhaffa adında bir müslüman yazar, aşağıdaki hadisi, yani Muhammed'in sözlerini kullanıyor:

"Bir kadın, memelerinin birisini haşlanmaya, öbürünü de kızartılmaya verse bile, gene de kocasına karşı olan görevini yerine getirmekten geri kalmış olacak. Onun dışında, kocasına bir göz kırpması kadar itaatsızlık ederse, cehennemin dibine atılacak. Ancak, tövbe edip o yoldan dönerse, atılmayacak." (Ahmet Zeki Tuffaha, "Al-Mar'ah wal-Islam", Dar al-Kitab al-Lubnani, Beyrut, 1. baskı, 1985, s.176. Aynı hadis, Ebubekir Ahmet İbn 'Abdullah Ibn Musa Al-Kanadi'nin "Al-Musanaf" adlı kitabında da geçiyor (557 hicri senesinde, cilt 1, bölüm 2, s. 255)

Müslüman anlayışına göre, kadın nankördür, akıl ve dinden yana eksiktir ve erkeğin bir kadınla yaşaması büyük tenezzüldür, yani kendini alçaltmak demektir. Kocasının gösterdiği bu alçakgönüllülüğünü hayatta ödeyemez. Hatta, erkeğin hakları o kadar büyük ki...

"...kocasının burnundan kan, sümük ve irin aksa, karısı da onu kendi diliyle yalarsa, gene de kendisinin üzerindeki haklarının karşılığını veremez." (As-Suyuti, Nisa 4:34 üzerine tefsir)

İslamiyet tarihinde en büyük bilginlerinden sayılan İmam Suyuti, Muhammed'in bu sözünü tam beş defa büyük bir saygınlıkla tekrarlıyor.

(4) Kuran'ın tanrısı, erkeklere dörte kadar kadın, bir de sayısız cariye veriyor

Hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz... (Kuran - Nisa 4:3)


Erkek birden fazla karı alır da...
(Bruney padişahının iki karısı)

...ya kadınlar da birden fazla koca alırsa?
(Nepal'da iki kocalı, bir karılı aile)

Bu izin, tabii ki, tek taraflıdır: erkek dört tane kadar kadın alabilir, ama kadın dört tane erkek alamaz. Erkekler belki de şimdi buna gülerler, ya kadınlar? Bir kadının duyguları o kadar mı değersiz ki, kocasını başka kadınlarla görmesine hiç aldırmasın? Allahın en baştaki planı bu muydu? Ya da başka sözle: birden fazla karı almak normal mıdır? Bunun cevabını bir başka soruyla vermek iatiyoruz: Allah, Adem'i yarattıktan sonra ona bir mi, yoksa dört tane mi kadın yarattı? - İşte, Allahın planı ortada. Madem öyle çokkarılı evlilik düşüncesi nasıl ve ne zaman türedi? Kuran bize bu konuda bilgi vermezken, Tevrat'ta birden fazla karı almak düşüncesi nereden geldiğini okuyoruz:

Kayin (= Kâbil) karısıyla yattı. Karısı hamile kaldı ve Hanok'u doğurdu... Hanok'tan... Lemek oldu. Lemek iki kadınla evlendi. Birinin adı Adâ, öbürünün ise Silla'ydı... Lemek karılarına şöyle dedi:
"Ey Adâ ve Silla, beni dinleyin,
Ey Lemek'in karıları, sözlerime kulak verin.
Beni yaraladığı için bir adam öldürdüm,
Beni hırpaladığı için bir genci öldürdüm.
Kayin'in yedi kez öcü alınacaksa,
Lemek'in yetmiş yedi kez öcü alınmalı."
(Tevrat - Yaratılış 4:18-25)

Bilindiği gibi, Adem'in iki oğlu arasında ilk katillik meydana gelmişti: Kayin (Kuran'da 'Kabil' olarak geçiyor), kardeşini Habil'i kıskançlık ve bencillik yüzünden öldürmüştü. Ve o bencillik düşüncesi Kayin'in torunlarına da geçti. Onun soyundan gelen Lemek de insan tarihinde ilk olarak birden fazla karı aldı. Bu, Allahın planından ayrılmak demekti. Kayin'in soyu Tevrat'ta Allahsız olarak tanıtılıyor.

Demek, birden fazla karı almak, Allahtan değil, ama insanın bencilliğinden gelen bir düşüncedir ve Tanrının planından uzaklaşmak demektir. Eski vakıtlarda bu düşük terbiye durumuna göz yumdu, çünkü kendi halkını yavaş yavaş gelecek olan kurtuluşa hazır etmek istedi. Ama son habercisi olan İsa Mesih, Allahın planını gene tam ciddiyetle öğretti. Evlenmek isteyenlere kesin olarak şöyle buyuruyor:

Her erkeğin bir karısı, ve her kadının bir kocası olsun. (İncil - Korintliler 7:2)

İbrahim'in tanrısı, evliliği kutsal ve karşılıklı bir ilişki sayıyor. Kuran'ın tanrısı gene, evliğiliği sadece erkeklerin cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için vermiştir. Bu amaçla erkek, değil sadece evlendiği dört kadınla, aynı zamanda istediği kadar köle kızlarıyla da yatabilir (bknz: Ahzab suresi 33:50).

(Abd ar-Rahman al-Gaziri, "Al-Fikh 'ala al-Mazahib al-Arba'a, Dar al-Kutub al-'Elmeyah, 1990, cilt 4, s. 89)

Büyük müslüman tefsircisi Gazali, bunun sebebini de şöyle açıklıyor:

Arapların arasında şehvet, kişiliklerinde en büyük yer alıyor. O yüzden onların dindar adamlarında cinsel arzular daha kuvvetlidirler. İnsanın kalbini boşaltırıp Allaha ibadete hazırlamak amacıyla onlara dişi kölelerle seks yapmaya izin verildi, yeter ki, bu şehvet onları zina işleme durumuna getirmesin. Sahi, öyle bir davranış köle olarak doğacak bir evladın doğmasına sebep olabilir, o da bir çeşit zulümdür... yine de, bir çocuğu köleleştirmek, imanı yok etmek kadar ağır bir suç değildir. Çünkü yeni doğmuş bir bebeği köleleştirmek geçici bir şeydir, fakat zina işlemekle sonsuzluk kaybediliyor. (Gazali, "İhy'a 'Ulum ed-Din", Dar al-Kutub al-'Elmeyah, Beyrut, Cilt II, Kitab Adab al-Nikah, s. 33)

(5) Kuran'ın tanrısı dıyor ki: "Erkekler karılarını dövebilirler"

Erkek kendi sözünü karısına geçiremezse, ne yapsın? Kuran'ın tanrısı erkeklere şöyle bir akıl veriyor:

Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. (Kuran - Nisa suresi 4:34)

Afganistan'da kadınlar sokakta dövülüyor

Demek Kuran'ın tanrısı, başkaldıran kadınlara üç aşamalı bir ceza verilsin diye akıl veriyor: önce onlara akıl verilsin, sonra erkek onlarla yatmasın, bu da fayda etmezse, dövsün. Karısını dövme cezası nasıl Allah tarafından 'indi' konusunda Kuran tefsircilerin çoğu bu hadisi anlatıyorlar:

Bir kadının Muhammed'e gelip, kocasının onun yüzüne bir tokat attığından şikayet etti (tokadın izleri de hâlâ görünüyordu). Yukarıdaki ayet de o durumda indirildi. Resulullah en başta ona dedi: "Sen de kocana öyle yap!", fakat sonra "Bekle, onu biraz düşüneyim" diye ekledi. Daha sonra yukarıdaki ayet indirilidi. Bunun üzerine Resulullah dedi: "Biz bir şey istedik, fakat Allah başka bir şey istedi, ve Allahın istediği en iyisidir". (Ar-Razi, "At-tafsir al-Kabir", Nisa suresi 4:34 üzerine tefsir)

Sözde Allahla pazarlık yapıp, gündelik namaz sayısını elliden beşe indiren, 'son peygamber' olarak kabul edilen Muhammed, bu konuda da pazarlık yapma gücünü kullanıp Allahtan başka bir cevap istemeyemez miydi? Madem Muhammed kadınların aynı haklarına sahip olmasını istiyor, onun tanrısı da bu fikire karşı çıkıyor, bu olay onun tanrısı hakkında ne gösteriyor?

İbrahim'in tanrısı kendini İncil'de açıklarken başka bir düşünceye sahiptir, kadınları erkeklerle aynı derecede tutuyor:

Erkek karısına hakkını versin. Aynı onun gibi, kadın da kocasına hakkını versin. Kadının bedeni onun değildir, kocasınındır. Aynı onun gibi, erkeğin bedeni onun değildir, karısınındır. Bu meselede birbirinize haksızlık etmeyin: ancak ikinizin razılığıyla ve sade bir vakıt için birbirinizden uzaklaşın. Maksat, dua için aylak kalasınız. Sonra gene bir araya gelin. Hani, dayanamadığınız için Şeytanın fırsatı olmasın, sizi denemeye. (İncil - 1.Korintliler 7:3-5)

İncil'de konuşan tanrı, evliliği kutsal bir antlaşma sayıyor; evlilikteki eşler, gerçekten birbirlerine 'eş'tirler, yani aynı derecedeler ve aynı haklara sahiptirler. Cinsellik konusunda da aynısı geçerli. Karısını 'yatakta yalnız bırakan' bir erkek, ona ceza verirken, kendisi de başka kadınlara bakıp günaha düşecektir. Ama tabii ki, bu müslüman erkekler için problem değildir: üç tane karı daha var; olmazsa köle kızlar bu işe hazır duruyorlar ya!

Bu ceza çeşidi, Kuran'daki tanrının evliliği kutsal saymadığını çok açık bir biçimde gösteriyor. Ona göre, başka çeşit evlilikler de vardır:

'Muta evliliği'

'Muta' sözü, arapça 'zevk' demektir. Erkek, evliliğinin zevkini alamayınca, mesela herhangi bir sebeple karısından uzak kalınca, ne yapsın? Cevap: 'muta' evliliği, o da kısa bir zaman için yapılan bir nikahtır. Bu nikah çeşidi bugünlerde kimi müslüman devletlerde (mesela İran'da) yolsuz kadınların 'namuslarını korumak' amacıyla yapılıyor. Erkek onun yanına gelince, önce bir hocanın önünde 'muta' nikahını yapıyorlar. Bu uygulama müslüman devletlerinde büyük tartışmalara yol açtı. Kimilerine göre bu, nikahı yanlış kullanmak demektir ve buna karşı çıkıyorlar. Ya Muhammed'in kendisi, o 'geçici zevk evlilikleri' hakkında ne diyor:

Abdullah şöyle rivayet etti:
Resulullah tarafından yönetilen kutsal savaşlara katılırdık, ama yanımızda kadınlar yoktu. O zaman sorduk: "Öyleyse, kendi erkekliğimizi mi keselim?" Fakat onu bize yasak etti, ve kadınlarla geçici bir nikah kıymaya izin verdi. Arkasından da şu ayeti okudu: "Ey İnananlar! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın..." (Maide suresi 5:87) (Sahih Buhari, kitap 7, cilt 62, hadis 13)

Bu, çok iyi bilinen bir olaydır ve aynı zaman başka müslüman kaynak kitaplarında da geçiyor (İbn Kayim al-Cevziye, "Zad al-Ma'ad", bölüm 5, s.111; Navavi, "Sahih Muslim üzerine tefsir", cilt 3, s.553-554). Muhammed bu geçici nikahın karşılığı olarak kadına bir fiyat ödenmesini buyurdu. Mesela, kadının biri, bir elbise karşılığında, üç gün için nikah kıydı.

Bugünlerde bu muta evliliği müslüman devletlerde tartışılıyor, ama kimse o evliliğin müslümanlığın başında serbest olduğunu inkâr etmez. Daha doğrusu, 'muta' evlilikleri, ihtiyaca göre ya serbest kılındı, ya da yasak edildi:

Muta evlilikleri Haybar seferinde yasak edildi. Fakat Sahih Muslim'de kesin olarak bildiriliyor ki, Muhammed kişilere Mekke'nin ele geçirildiği günde o evliliklere yeniden izin verdi. Onun arkasından onları gene yasak etti. Şafi dedi ki: "Önce helal, sonra haram, daha sonra gene helal ve en sonunda gene haram kılınan başka herhangi bir şeyi bilmiyorum. O, Mekke'nin ele geçirildiği yılda yasaklandı, ama sonra gene helal kılındı". (İsmail İbn-Katir, Sırat Resul-ullah, cilt 3, s.355-356)

Bunun sebebi de apaçıktır: ihityaç duyulunca serbest kılınıyor, ihtiyaç yokken yasak ediliyor:

Muhammed'in ölümünden sonra, İbn-Abbas onu ('muta' evlilikleri) ihtiyaç varken helal kıldı. Resulullah'ın da onu, gereği yokken yasakladığını, ama mecbur kalınca yeniden serbest kıldığını, anlattı. (İbn Kayim al-Cevziye, "Zad al-Ma'ad", bölüm 3, s.345)

Aynı yazar bize başka bir kitapta ("İmam al-Beyzavi'nin üzerine tefsir", s.108) 'muta' evliliklerinin amacını da bildiriyor:

'Muta' evliliklerinin amacı tek bir şeydir: kadınla yatmanın tadını çıkarmak, kadın da bunu sağladığından zevk alıyor.

Bütün bunlar gösteriyor ki, Kuran'ın tanrısı evliliğe başka gözle bakıyor. Tevrat, Zebur ve İncil'de evlilik kutsaldır. Bu üç kitap aynı tanrıdandır ve hepsinde kendini aynı olarak tanıtıyor. Evlilik konusunda İsa Mesih bize kesin öğretiş verdi:

İsa da onlara cevap verip dedi: Siz de hiç okumadınız mı ki, onları Yaratan, onları en baştan beri erkek ve dişi olarak yarattı. Ve dedi: 'Bu sebeble erkek anasını ve babasını brakacak, karısına bağlanacak ve ikisi bir beden olacaklar.' Madem öyle, onlar artık iki beden değil, tek bedendirler. O vakıt, Allahın birleştirdiğini insan ayırmasın. (İncil - Matta 19:4-6)

İsa Mesih bu sözlerle İbrahim'in tanrısının evlilik hakkındaki düşüncelerini açıklamış oluyor: bir kadın - bir erkek - hayat boyunca. Bundan başka yapılan herşey zinadır. Ve zinanın üzerine 'çokkarılılık', 'muta' gibi, türlü türlü maske taksak da bunun altında hep aynı sebep yatıyor: erkekler kendi isteklerini kontrol etmek istemiyorlar, kadının haklarını çiğneyip onu kendi 'seks kölesi' gibi kullanmak istiyorlar. Ve Kuran'ın tanrısı, kendi peygamberinin ağzından, her zaman erkeklerin isteklerine izin veriyor. Kendilerini kontrol etsinler - öyle bir şey onun aklına gelmiyor. İbrahim'in tanrısı ise erkekleri de kendi arzularını kontrol etmek konusunda sorumlu sayıyor:

Kutsal olmak ve zinadan uzak durmak - işte, Allahın sizden istediği budur. Her biriniz öğrensin, nasıl kendi bedenine kutsallık ve saygınlıkla sahip olsun. Değil Allahı tanımayan milletler gibi rezillik isteklerle. (İncil - 1.Selanikliler 4:3-5)

Peygamber Davud, kendi askerleriyle birlikte yolculukta iken, bir defasında Allah görevlisi Avimelek'le karşılaştı ve ondan biraz ekmek rica etti.

Kâhin, "Taze ekmeğim yok" diye karşılık verdi, "Ama adamların kadından uzak kaldılarsa kutsal ekmek var."
Davut, "Yola çıktığımızdan her zaman olduğu gibi, kadından uzak kaldık" dedi, "Sıradan bir yolculuğa çıktığımızda bile adamlarım kendilerini temiz tutarlar; özellikle bugün ne kadar daha çok temiz olacaklar." (Tevrat - 1.Samuel 21:4-5)

Demek, peygamber Davud'un askerleri savaşta iken uzun zaman da olsa, hiç bir kadınla ilişki kurmazlardı. Özellikle 'kutsal' sayılan savaşta öyle bir şey düşünülmezdi: askerler kutsal değilken, savaş nasıl kutsal olacak? Davud'un tanrısı geçici evlilikleri yasak ederken, Muhammed'in tanrısı ona izin veriyor, sonra gene yasak ediyor, sonra gene izin veriyor, sonra gene yasak ediyor......


Sayfanın başına dön Sonraki konu