Gercek tanrinin adi

Önsöz:

Gerçekçi olmak

1.Soru: 'Allah' gerçek tanrı mıdır?

Gerçek Tanrı kimdir?

Gerçek Tanrının adı

Allahı tanıyabilir miyiz?

El kesme cezası

Putperestlik nedir?

İslamiyette putperestlik

Kabe 'Allahın evi' midir?

Kıble ve Yarovam'ın günahı

Kadınların durumu

2.Soru: Muhammed peygamber midir?

Peygamberin işi nedir?

Muhammed'in lanetli soyu

Muhammedin mucizeleri?

Muhammed ve tarih

Kuran mucize midir?

Muhammedin evlilik hayatı

Muhammed ve kötü ruhlar

Şeytani ayetler

Muhammed ve putperestlik

Muhammed ve kılıç

Peygamberlerin mührü

Muhammed'in insan korkusu

Keyfi ayetler ve Um-al-Kitap

Muhammed'in ölümü

3.Soru: Kuran Allahın sözü müdür?

Kuran nasıl yazıldı?

Yemen'de bulunan Kuran

Nesih ve mensuh

Kuran ve Hadisler

Kuran ve Kutsal Kitap

Özel konular

Barnabas İncili nedir?

Musa gibi peygamber

Bir Allah mı, üç tane mi?

Allahın Oğlu olabilir mi?

Peygamberler galerisi

Son peygamber kim?

B. Gerçek tanrının ADI

1. Genel adlar ve özel adlar

Birçok kişi sanıyorlar ki, "Madem tek bir Tanrı var, Onun adı önemli değil - Allah Allahtır!". Ama bu konuda biraz daha derin düşünmek gerek. Ve hemen belirtmemiz lazım ki, iki tür ad var: genel adlar ve özel adlar.
Genel adlar, çok geniş olarak, bir malın ya da kişinin kategorisini gösteriyorlar. Mesela: "Bu nedir?" - "Çanaktır", ya da "Bu adam nedir?" - "Polistir" diyoruz. 'Çanak' ve 'polis' iki genel addır, iki kategori gösteriyorlar. Ve Türkçede 'tanrı' sözünü, bizden daha büyük, görünmeyen bir varlık için kullanıyoruz. Genel ad kullanınca, tek var olan Tanrıya hangi ad kullanırsak kullanalım, hiç fark etmiyor: 'bog' dersen aynı, 'devla' dersen aynı, 'tanrı' dersen aynı ve 'Allah' dersen de aynı.

2. 'Allah' sözü nereden geldi?

Arap dilinde 'tanrı' sözü 'ilah' demektir. Arapçada bir grubun içinden belli bir tane göstermek için 'al-' ya da 'el-' sözünü öne koyuyorlar (nasıl Bulgarcada '-ıt', '-ta', '-to' gibi harfler eklenirse). Demek, eski Araplar bile, en büyük tanrıyı göstermek için 'Al-ilah' sözünü kullanırdılar, o da zamanla 'Allah' olarak kısaltıldı. 'Allah' sözü bir genel ad olarak kullanıldığı zaman, tek Tanrıyı gösteriyor ve müslüman olmayan kişiler için de aynı sözü kullanabilirler.

3. 'Allah' bir genel ad mı, yoksa özel ad mı?

Halbuki, müslümanlar öyle düşünmüyorlar. Onlar için 'Allah' sözü genel bir ad değil, özel bir addır, sanki sadece müslümanların malıdır. Başkasının kullanmasını hoş görmüyorlar. Buna günlük yaşamdan bir örnek verelim: türk televizyonuna dikkat ederseniz, fark edeceksiniz ki, yabancı filmlerde müslüman olmayan biri konuşurken, tercümanlar onun ağzına hiç bir zaman 'Allah' sözünü koymuyorlar. Can Klod van Dam kızarken, onun ağzından "Aman Allahım!" sözlerini işitemezsiniz, ona türkçede "Aman Tanrım!" dedirtiyorlar. Bir Ceki Çan filminde adam iki Mısırlı ile dövüşürken, Türk tercümanlar Ceki Çan'ın sözlerini "Ya Tanrım" olarak çevirdiler, Mısırlıların gene, "Allah belanı versin" olarak. Demek Allah, müslümanların anlayışına göre, müslüman tanrısının özel adıdır.

Aynı bunun gibi, Kuran başka dillere tercüme edilirken, o dilin 'tanrı' sözü kullanılmıyor, 'Allah' sözü hiç çevirilmeden olduğu gibi geçiyor. Neden Kuran'ın bulgarca tercümesinde 'Bog' sözü kullanılmıyor? Neden İngilizce tercümelerinde 'God' sözü kullanılmıyor? Neden türkçe tercümelerinde 'tanrı' sözü kullanılmıyor? Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, müslümanlara göre 'Allah' bir genel ad değildir, özel addır.

4. Tanrının özel adı nedir?

Ayrıca, Kuran'a göre 'Allah' adı eskiden beri insanların bildikleri, eski peygamberlerin yaydıkları ad imiş. Adem, Nuh, İbrahim, Yakup, Yusuf, Musa, Davud, Süleyman, Yunus ve İsa - Kuran'ın dediği doğru ise, bunların hepsi dua ederken 'Allah' adını kullanmış olmalıdırlar. O peygamberlerle konuşan tanrı, kendini o adla tanıtırmış.

Bu teori doğru olsa, Tevrat ve İncilde bunun izlerini bulmamız gerek. Bazıları hemen "Ama o kitaplar değişti" haykırarak itiraz edecekler. Bu konuda aşağıdaki bölümüne bakınız. Burada sadece bu kadarını söyleyeyim: ALLAHIN SÖZÜ DEĞİŞMEZ, DEĞİŞTİRİLEMEZ. Allah izin vermeyecek, bazı kitapları bozulsun, başkası gene muhafaza edilsin. Öyle bir düşünce büyük saçmalık, hatta Allahın yüce adına ağır bir küfürdür.

Üstelik, bir kişi değişiklik yapmaya kalksa bile, kendisinden korktuğu tanrının adını kesinlikle değiştiremez. Tam tersi, öyle bir sahtekâr meydana çıksa bile, yaptığı sahtekârlık daha büyük bir otorite kazansın diye, herkesin bildiği, herkesin kullandığı tanrısının adında konuşacak. Onun için emin olabiliriz, bugünkü Tevrat'ta bulduğumuz Tanrının özel adı aynıdır. Bütün eski peygamberler o adı tanıdılar, o addan korktular.

Şimdi de Tevrat'tan okuyacağız, nasıl Tanrı kendi özel adını Musa'ya tanıtırıyor. Musa kırk yaşında iken, Mısır'da bir adamı öldürdükten sonra korkup Midyan devletine kaçıyor. Orada Yitro adında bir adamın kızıyla evlenip kırk sene boyunca çobanlık yapıyor. Artık seksen yaşında iken, Tanrı yanan bir çalının içinden ona konuşarak kendini tanıtıyor. Musa'ya görev veriyor, Mısır'a dönüp İsrail halkını oradan çıkarsın.

Musa ile yanan çalı Musa şöyle karşılık verdi: "İsrailliler'e gidip, 'Beni size atalarınızın Tanrısı gönderdi' dersem, 'Adı nedir?' diye sorabilirler. O zaman ne diyeyim?" Tanrı, "Ben Ben'im" dedi, "İsrailliler'e de ki: 'Beni size Ben Ben'im diyen gönderdi.' "İsrailliler'e de ki, 'Beni size atalarınız İbrahim'in, İshak'ın, Yakup'un Tanrısı Yahve gönderdi.' Sonsuza dek adım bu olacak. Kuşaklar boyunca böyle anılacağım. (Tevrat - Çıkış 3:13-15)

Tanrı, Musa'nın sorusuna çok ilginç bir cevap veriyor. Kendi özel adını 'YAHVE' olarak tanıtıyor. Hem de diyor ki, bu ad dünyanın sonuna kadar aynı kalacak, insanlar tek Tanrıyı yalnız bu adla çağıracaklar. Peki, 'Yahve' sözü ne demektir? İbranice dilinde o söz, sadece "Ben ben'im" demektir. Bugün ne isem, sonsuza kadar o olacağım. Bu anlam, 'Yahve' adının hiç değişmeyeceğine, başka bir özel ad onun yerine geçemeyeceğini bir defa daha gösteriyor.

İşte, bütün eski peygamberler Tanrıyı 'Yahve' adı altında tanırdılar, Ona o adla haykırdılar, o adla kurban keserdiler ve yemin ederdiler. Musa'ya verilen on emirin birincisi zaten bu adla ilgilidir:

Seni Mısır'dan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın Yahve benim. Benden başka tanrın olmayacak. (Tevrat - Çıkış 20:2-3)

Demek, ancak Tanrıyı bu özel 'Yahve" adıyla tanıyan, onu bu adla çağıran kişi, gerçek Tanrıya tapmış olur. Başka özel ad kullananlar, İbrahim'in tanrısına değil, insanların uydurdukları bir tanrıya tapmış olurlar.

5. 'Yahve' ve 'Allah' aynı mıdır, değil midir?

ALLAH
YAHVE

Ama ne yazık ki, Kuran'a baktığımızda, bir kere olsun, 'Yahve' adını rastlamıyoruz. Kendini Muhammed'e gösteren tanrı, gerçek olan Yahve değildi, yani İbrahim'in tanrısı değildi. Zaten Muhammed 'Yahve' adını Yahudilerden öğrenemedi. Musa'nın üçüncü emirine uygun olarak ("Tanrın Yahve'nin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü Yahve, adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır." Tevrat - Çıkış 20:7), Yahudiler Tanrının 'Yahve' adını kolay kolay ağzına almazlardı, Yahudi olmayanlara bildirmezlerdi. Tanrı için genel ad olan 'Elohim' sözünü kullanırdılar. O da 'Allah' sözüne benzediği için, Muhammed o ikisini aynı sandı ve böylelikle İbrahim'in tanrısı 'Allah'tır diye, öğretiş verdi. Ama gerçekten öyle değildir. İbrahim, Yahve adını bilirdi, Muhammed bilmezdi. Onun için Kuran'daki 'Allah', kesinlikle İbrahim'in tanrısı, tek gerçek tanrı değildir.

6. Muhammed, Araplara 'Allah' adını yayarken, yeni bir ad mı tanıttırdı?

Muhammed'in hayatına ve yaptığı işine bakmış olursak, onun dini bir reformcu olduğunu görüyoruz. Yani, yeni bir sistem, yeni bir tanrı tanıtmadı, Arapların inanç sisteminin içinde bazı değişiklikler yaptı. Daha sonra göreceğimiz gibi, müslümanların tapınma sistemi, kökte putperestlerin tapınma sisteminin aynısıdır: namaz, kıble, oruç, cuma günü, kutsal aylar, Kaabe, başka kutsal yerler - bütün bunlar putperest Arapların zaten kullandıkları bir sistem idi.

Bununla birlikte, 'Allah' adı da yeni tanıttırılan bir tanrının adı değil, putperest Arapların inandıkları tanrı idi. Greklerde olduğu gibi, birçok tanrıya inanıp bunların üstünde büyük bir tanrının var olduğunu kabul ederdiler. Grekler o büyük tanrıya 'Zevs' adını verdiler, Araplar gene 'Allah'. Ve nasıl Zevs'in oğulları ve kızları vardı (mesela: Herkules ve Atina), Arapların 'Allah' putunun da kızları vardı. Onların adları Kuran'da geçiyor: 'Al-Lat', 'Al-Uzza' ve 'Menat' (Necm Suresi 53:19).

Eski Greklerin en büyük tarihçisi ve bütün tarih biliminin babası olarak bilinen Herodot, İsa'dan önce 430 senelerinde (yani Muıhammed'den daha 1000 sene önce) Arabistan'ı gezdi ve Arapların dinini şöyle anlattı:

Onların sadece iki tanrıları var: Bakhus ve Urania.... Bakhus'a kendi dillerinde Orotal, Urania'ya ise Alilat diyorlar. (Herodot, Tarih Kitabı, Cilt 3)

Grekler, başka halkların tanrılarını anlatırken, onların karakteri ve görevlerine bakıp kendi tanrıları ile karşılaştırırdılar. Mesela, Romalıların baş tanrısı, ve tanrıların babası olan Jupiter'e Zevs derdiler, Venüs'e Afrodit v.s.. Herodot'un anlattığı Alilat, şüphesiz Kuran'da bile adı geçen Al-Lat putudur. Orotal gene, "Allah-u-teala", yani bugün bile Müslümanların kendi tanrıları için kullandıkları bir ad. Baal putu

Aslında putperest Arapların 'Allah' dedikleri tanrı, sadece bir genel ad idi. Her kasaba başka başka putlara tapıp, en yüksek putuna 'Allah', yani 'büyük tanrı' derdi. Mesela, Mekke'de yaşayan Kureyş halkı için 'Allah' sözü, en büyük tanrısı olan 'Hobal' adlı tanrı için kullanılırdı. Hobal'ın heykeli kırmızı taştan yapılmış büyük bir insan biçimi idi. Amr ibn Luhay onu Moab devletinden (bugünkü Ürdün devleti) Arabistan'a getirmişti. 'Hobal' sözü, İbranice 'Ha-Baal' sözünden geliyor ve Tevrat'ta geçen 'Baal-Peor' adlı putun aynısıdır:

Böylece Peor Baalı'na bağlandılar. RAB bu yüzden onlara öfkelendi. Musa'ya, "Bu halkın bütün önderlerini gündüz benim önümde öldür" dedi, "Öyle ki, İsrail halkına öfkem yatışsın." Bunun üzerine Musa İsrail yargıçlarına, "Her biriniz kendi adamlarınız arasında Peor Baalı'na bağlanmış olanları öldürün" dedi. ... Hastalıktan ölenlerin sayısı 24.000 kişiydi. (Tevrat - Sayılar 25:1-9)

O 'Hobal' putun heykeli Kâbenin içinde dururdu. Hatta, Hobal için 'Rab-ül beyt' adı kullanılırdı, yani 'Kâbe'nin efendisi'. O putun sağ eli eksikti, Kureyş halkı da ona altından bir el yaptı. Büyük kararlar almak için, bu putun önünde falcılık yapılırdı: yedi tane ok atılırdı ve okların duruşuna göre, 'devam et', 'bekle' ya da 'vazgeç' cevabı verilirdi. Uhud savaşında müslüman ordusunu yendikten sonra, Kureyş halkından olan Ebu Sufyan "Hobal-u-ekber! Hobal-u-ekber!", yani "Hobal büyüktür!" diye bağırdı. Muhammed'den önceki putperest Araplar, Hobal'ın heykelinin önünde durup ALLAH'a dua ederdiler, yani Allah sadece Hobal için kullanılan başka bir ad idi.

Evet, 'Allah' adı putperest Arapların kabul ettikleri tanrının adıydı. Muhammed'in babasının adı bile onu gösteriyor: 'Abdullah' adı, 'Allahın kulu' ya da hizmetçisi demektir. Demek, Muhammed'in dedesi Abd-ul Muttalib bile, 'Allah' adlı puttan korkup, oğluna onun adını içeren bir ad vermişti. Peki, Muhammed'in dedesi onun babasına bu adı verirken, Allah dediği tanrı kimdi? Bunu anlamak için gene müslüman tarih sayfalarına bakalım. İbn İshak'ın 'Sırat-ul Resulullah' adlı Muhammed biografyasında şunu okuyoruz:

Abd-ul Muttalib gençlik yıllarında Hobal putunun önünde durup, 'Allah'a yemin etmişti: "Bana on tane oğul verirsen, sana bir tanesini keseceğim".

Burada açık bir biçimde görüyoruz, nasıl putperest Arapların 'Allah' dedikleri sadece 'Hobal' için başka bir ad idi. 'Allah' dediğimiz varlık Muhammed'den önce sadece en büyük put idi. Öyleyse, neden Kuran'da Muhammed'in ona karşı çıktığını, ona tapmayı yasak ettiğini okumuyoruz? Al-Lat, Al-Uzza ve Menat adlı putlar Kuran'da geçerken, neden daha büyük olan 'Hobal' geçmiyor? Hatta İngilizcede ünlü 'The Dictionary of Islam' (İslamiyet Sözlüğü) bile bu konuda diyor ki:

Bütün Kuran'ın içinde bu putun açık bir biçimde hiç geçmemesi, gerçekten şaşırtıcı bir şeydir. (Thomas Patrick Hughes, B.D., s. 181, "Hubal" başlığı altında)

Bunun cevabı gayet kolaydır: Muhammed Hobal'ı yok etmeye gerek görmedi, onu 'Allah' adı altında ve değişik bir biçimde kabul etti. Tek bir tanrıya inanan Muhammed, Yahudilerin ve Hristiyanların tek tanrı inancına imrenerek, kendi halkının kabul ettiği en büyük tanrısı 'Hobal'ı alıp, tek gerçek tanrı olarak tanıtırmaya başladı. Onun heykelini kırdı, ama onun evini sağlam braktı. Onun özel adını unutturdu, ama onun genel adını ilan etmeye devam etti. Bunu yapmakla, gerçek tanrıya ulaştığını, gerçek dini bulduğunu sandı.

Bu metod, aslında Muhammed'in ilk defa yaptığı bir şey değildir. Daha binlerce sene önce bile, kişiler tek gerçek tanrıyı ararken aynı yolu kullandılar. Aşağıdaki örneği okuduktan sonra kendi kendimize soralım: acaba bu metodla, yani birçok putların arasından bir tanesini seçip, onu tek tanrı olarak ilan etmekle gerçek tanrıya ulaşabilir miyiz?

7. Eski Mısır'dan bir örnek: Firavun Ehnaton'un reformu

Firavun EhnatonEski Mısır'ın 18. krallığında, İsa'dan önce 1353 yılında, (yani Muhammed'den yaklaşık 2000 yıl önce) Amenhotep IV. kral oldu. Bu Firavun, Mısır'ın tarihinde ilk olarak, herkesin tek tanrıya inanmasını emretti. Eski Mısır'da çok tanrıya tapılırdı, ama bunların en büyüğü 'Amon' denilen güneş tanrısı idi. Onun altında birçok tanrı vardı, ama onların en önemlileri 'İsis', 'Osiris' ve 'Horus' idi. Bu üçü, sözde Nil ırmağındaki suyun her sene düşüp binmesini sağlardılar.

Firavun Ehnaton karisi Nofretete dua ederkenTapınma sistemi, kuvvetli kâhinlerin elinde idi. Sıradan vatandaşlar, doğrudan doğruya tanrılarına ulaşamazdı. Firavun Amenhotep IV. bunu değiştirmeye kalktı. Krallığının bütün kuvvetini kullanıp, 'Amon' tanrısı ile birlikte bütün tanrıları yok etti. Onların tapınışını kontrol eden kâhinleri görevlerinden attı, karşı gelenleri öldürdü ve bütün putları kırıp döktü. Taşların üzerindeki yazılarında bile eski tanrıların adlarını sildirdi. Tek tanrı inancında ne kadar ciddi olduğunu göstermek için, kendi adını bile değiştirdi: artık Amen-Hotep (türkçesi: "Amon razıdır") değil, ama Ehn-Aton (türkçesi: "Aton memnun kaldı") olacaktı. Aton da bir güneş tanrısı idi, ama bu sadece bir sembol olacaktı. Artık İsis, Osiris ve Horus olmayacaklardı; Ehnaton onların gücünü Aton'un gücünün bir parçası olduğunu söyledi. Güneş bir tekerlek gibi gösterildi. Ondan uzanan ışınlar herkese ulaşır ve böylelikle her insana yaşam verirdi. Tek tanrının yaratıcı gücünün güzel bir sembolü.

Dikkatimizi çeken şudur: Muhammed binlerce sene önce yaşayan Ehnaton'un yaptığını tekrarladı: kendi halkının en büyük tanrısını alıp, onu tek tanrı olarak ilan etti, onun adını değiştirdi ve kendi din sistemini kaba kuvvetle oturtmaya çalıştı. Acaba, bu metodla gerçek tanrı inancına varabildi mi? Bugün 'Aton' tanrısına tapabilir miyiz? Madem, birçokların kabul ettiği gibi, tanrı tektir, onun adı önemli değildir ve tek bir Allaha inanan herkes aynı tanrıya tapıyor, o vakıt bugüne kadar Aton'a tapanlar gerçek tanrıya mı tapmış olurlar? 'Bismillah ir-Rahman ir-Rahim' yerine 'Bismilaton ir-Rahman ir-Rahim' dersek, olur mu? Kelime-i şehadetinde "La ilah illa Allah" yerine "La ilah illa Aton" diyebilir miyiz? Sanıyorum, herkes bunun mümkün olmadığını hemen anlayacak. Ve böylelikle anlıyoruz, taptığımız tanrının adı önemlidir.


Sayfanın başına dön Sonraki konu